4.02.2012

modern fıkra

bir gün bir türk, bir kürt, bir ermeni, bir de çerkez yolda yürüyorlarmış.

8.11.2011

ayaklı kütüphane


okumak, çağımızın en büyük enfeksiyonudur.


kitaplarla bulaşan, enfekte ettiği bireyi hızla onu yaymaya sürükleyen;


toplumu 'marjinal', bireyi 'yoz' hale getiren;


çaresiz bir hastalıktır, okumak.


ne bir virüs ne de bir parazitin hızına ulaşabileceği bir hastalık;


fikirlerle bulaşan;


kimi zaman koca bir güruha yayılan tek sözle.


duvarları yıkan ve ölmeden kurtulamadığımız.


işte, ben de bu hastalığa yakalandım.


ve bir aids hastasının sinema koltuklarına kanlı iğne batırması gibi;


bu hastalığı çevreme yaymaya çalışıyorum;


acımasız ve sessizce.






bu nedenle 'ayaklı bir kütüphane' kuruyorum.


daha çok bireyi, daha hızlı enfekte etmek için,


daha çok temiz beyni fikirlerle zehirlemek için,


daha çok  insanın okuması için,


daha çok iyi kitapla tanışmak için...


sizi bu fikri eyleme çevirmeye çağırıyorum:


okuduğunuz 'iyi' bir kitabı bu kütüphanede paylaşın 


ya da istediğiniz bir kitabı buradan alıp okuyun.






daha çok kitabın yürümesi dileğiyle...


(not: şu an sadece 10 kitabım var, yanda gördüğünüz üzere. eğer iletişim bilgilerinizi  ve paylaşmak istediğiniz (ya da okumak istediğiniz) kitapları e-posta adresime, bakınız: yine yanda, gönderirseniz, ayaklı kütüphaneyi büyütebilir(ya da ondan yararlanabilir)siniz.)

7.11.2011

Kalp Krizi


bir önceki aşamada takılı düşünceler. ne somut bir anlam ifade ediyorlar ne de estetik bir güzellik. ancak yazılacaklar ve bunun farkındalar ki bu zaten onlar için yepyeni bir hal. belki de sadece avangart. buradan başlamak iyi fikir olabilir; yeninin formu.

14.07.2011

Vüs'atî

ne garip,
her insan bir gökyüzü
taşıyor aslında.

11.07.2011

Genet'nin Çocukları

   hayatım boyunca iki çeşit küfür işittim. ilk grup, benim suçlarımdan doğanlar; götveren, ibne, pezevenk… diğerleri ise, kader gibi üstüne çökmüş olanlar; piç, orospu çocuğu, itin dölü… çoğunlukla insanlar ilkini tercih eder küfür yiyeceklerse. yaptıklarından dolayı aşağılanmayı, nefret edilmeyi, tiksinilmeyi, suçlanmayı isterler. eğer en dipteysen anlarsın ki bazen tek değerli olduğunu hissetme yolun da budur.

10.07.2011

Bertolt'vari

ne kadar da çirkin durur,
taze, sapasağlam bir bacak
tahta tekinin yanında.

9.07.2011

Berber Ahmet'in Can Sıkıntısı

Sıcak bir yaz günü düşmüşken mavi naylonların üzerine, Berber Ahmet boynu bükük oturmaktaydı evinin damında. On gün olmuştu celp kağıdı geleli.

- Her vatan evladı gibi bizim Ahmet de paşa paşa yapacak elbet askerliğini…

8.07.2011

Söz

İhsan, yatsı ezanıyla beraber dükkandan çıktı. Çöp kamyonu daha yeni geliyordu. Sokak hala canlıydı. Hava soğuk ama boğucuydu. İşportacı bağırışları, araba kornaları ve kalabalığın gürültüsü on dakika sonra azalarak bitmişti.

7.07.2011

Kocaman

- Denize son giren eşşek.
- Annee! Osman bana “eşşek” dedi.
- Çocuklar!
Arabanın durmasına fırsat vermeden fırlamıştı çocuklar. İki kardeş misali kumsalda didişiyorlardı.
- Abidin, şnorkel-gözlük?
- Atsana baba yaaa.

6.07.2011

Hiç

Camda buğu, anlaşılmayan anonslar ve hafif kar. Son dinlenme tesisi de geçilmiştir böylece. Silkinir otobüs. Aydınlık, sonra loş ve tekrar karanlıktır. Yine sessiz uzun bir yol sürükler seni bilinçsizliğe.
Kızıllık çarpar gözüne, sonra sarı ve yeşil. Şehrin gürültüsü kulaklarında yankılanmaya başlar. Kepenkler ve motosikletler. Yavaşlar ve çığırtkan sesleri örter gürültüyü. ‘…geçmiş olsun. Devam edecek…’.Uyanma vakti…
Bagajın yoktur indiğin gibi koparsın kalabalıktan. Şehir, ıssız ve sakin. Seni kucaklar tüm soğuğuyla. Az kalmıştır artık ailene ulaşmana. Son üç günün en güzel saatleridir. Güneş doğmadan son ayaz da vurur yüzüne. Sokak lambaları yerini şafağa bırakır. Sıcak bir nefestir senin için ev ve ürkek bir ten.
Otomatlar sırayla yanar. Anahtar en sessiz haliyle kapıyı açar. Çantan senin parçan değildir artık ve de pardösün. Yatak odanıza ilerlersin, bakmak için uyuyuşuna. Görürsün ki uyuyan sensindir sevdiğinin yanında.